Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İşte bu yüzden, bu iki paralel gelişmeyi Türkiye ve Arap dünyasındaki hareketlenme ve İslamcıların iktidara gelme sürecini tarihsel olarak tek kategoride ele almalıyız.
İslamcılığın büyük düşüşüne sahne hazırlayan bu gelişmeleri iyi tahlil edemiyoruz. Tıpkı Türkiye’de Kurtuluş Savaşı sürecini iyi okuyamadığımız gibi. O zamandan boynumuza takılan ilmik ve başımıza örülen çorabı nasıl çözeceğimizi halen bilmiyoruz.
Salih Mirzabeyoğlu bu durumu bir şiirinde şu şekilde anlatıyor;
Kurtuluş Savaşıyla kurtardıklarımız
birlik oldu birlikte savaştıklarımızla
-bedeli ihanet oldu kanımızın-
kara bir bulut gibi
kapkara düşünceyle
-kiralık düşünceleriyle-
"giydiler çıkardıkları çizmeleri”
emperyalistlerin.
-efendi olma hevesiyle
silahları bize döndü-
O zamanlar içinde bulunduğumuz durumu anlayıp bizi uyaracak insanlara, ‘işgalcileri mi savunuyorsun?’ suçlamasıyla karşılık verilecek olması (belki de verildiği) muhtemeldi. (Aynen şu günlerdeki yanılsamaları işaret edenlere ‘diktatörleri mi savunuyorsun!?’ sığlığında verilen cevap gibi.)
O buhran içinde daha dikkatli ve bilinçli, boynumuza tasmalar takılmadan kendi özgürlüğümüzü kazanacağımız mücadeleyi vermemiz halinde, dünyada durum ne kadar da değişik olurdu değil mi? Müslümanlar bu kadar acıyı çekmez, bu kadar kayıp vermez ve belki de bizi felç eden o darbeleri almazdık.
İşte bu yüzden, tarihten ders almalıyız. Her yaşanan gelişmeyi medyayla değil Kuran’a ve Sünnete dayanan ilkelerimizle değerlendirmeliyiz.
İşte bu davranışı sergileyemediğimiz için bugün, İslam dünyasında yaşanan gelişmeler bizi felaketlere sürüklüyor. Türkiye Müslümanlarının yaşadığı maddi felaketten daha da kötüsüne yani zihinsel olarak bir daha belimizi doğrultamayacağımız bir felce…
Türkiye ve diğer ülkelerde İslamcıların (yani; siyasi olarak İslam’ın çözümüne inanan Müslümanların) iktidar olması, halka on yıllardır anlattıkları ‘Kurtuluş İslam’da’ inancının sonuçlarını sorgulatacaktır.
Yani İslamcıların iktidara gelmesi maalesef büyük yığınların ‘İslam’ın çözümü bu muydu?’ sorusunu sormasına sebep olacak;
Türkiye’de ‘Batı demokrasisi’ (yani; Batı’nın sözünden çıktığı an hükümetin demokratik yollarla iktidardan düşürülmesi) ile iktidara gelen İslamcılar kontrolünü ve kumandasını bile sağlayamadıkları ülkeyi, İslam’ın hükümlerinin götüreceği istikametle hiç alakası olmayan bir yola soktular. Kürt sorunu, dış politika, adalet, hukuk gibi konularda bir o yana bir bu yana savrulan İslamcı hükümet elbette kısmi bir iyileşme sağlayabilir, ancak halkın ‘İslam’ın çözümü bu mu?’ sorusunu sormasını engelleyemez.
Tam hâkimiyet olmadan hâkimiyete sahipmiş gibi görünerek iktidara gelmek bu açıdan böyle riskler taşır. ‘Zamanla olacak’ , ‘Reel politik ve konjonktür gereği’ gibi bahaneler de büyük kitlelerin inancını kaybetmemesi için daha fazla set olamaz.
Türkiye İslamcılarının iktidarı işçilerin çalışma koşullarını düzeltebildi mi?
Kürt sorunu ve ölümleri durdurabildi mi?
Adalet sistemindeki sorunları (adaletsizliği) giderebildi mi?
Zengin ve fakir arasındaki derin uçurumu durdurup toplumsal iyileşmeyi sağladı mı?
Devlet içindeki kayırma ve yolsuzlukları bitirebildi mi?
Toplumun ahlaki çözülmesine, tecavüzlere, iğrenç ilişkilere mani olabildi mi?
Genelevleri kapatabildi mi?
Bu saydıklarım önem sırası veya çeşitlilik açısından değişiklik arz edebilir ama bu sorgulamanın devamını sizin zihinlerinize bırakıyorum.
Bu politik bir sorgulama değil. Şu, bu partinin başarısızlığından da bahsetmiyorum. Belki dümeni tutanların iyi niyeti ve çabası olduğu falan da söylenebilir ama benim sorgulamam, İslamcıların topluma sunması gereken çözümün bu olup olmadığı ile ilgili.
Gelelim ‘Arap Baharı’ ülkelerine;
Mısır’da iktidara gelen İslamcılar ekonomik model olarak Mısır’a ne sundular? Kendilerine has bir gelişme formülleri var mı?
Gazze sınır kapısı aylardır neden kapalı?
Hüsnü Mübarek rejiminin tüm iskeleti neden halen yerinde?
Ortadoğu’daki Amerikan hegemonyasına karşı çözümü nerede?
Eğer Mısır’da yıllardır ‘Allah’ın hâkimiyeti ve İnsanların Kurtuluşu’ndan bahseden İhvan’ın onca sene anlattığı çözüm buysa (ki kesinlikle değil) halkın buna tepkisi nasıl olur, hiç düşündünüz mü? İslamcılar halka karşı bütün inandırıcılıklarını kaybettiler demektir.
Tunus’ta da İslam’ın çözümü diyebileceğimiz en ufak bir gelişme yaşanmıyor.
Aksine Tunus İslamcıları iktidarda olmayan diğer İslamcıları hedefe almış durumda.
Plajların kapatılmaması ve turizm gelirleri arasındaki dengeden bahseden liderler var.
Libya’da da durum aynı, Fransa ve İngiltere önderlerine teşekkürle açılan devrim sonrası hayat benzer şekilde sürüyor ve İslam’ın çözümünden bahsedemeyeceğimiz, fakat İslamcıların iktidar olması gibi ironik bir vaziyet söz konusu.
Mehmet Selahaddin Şimşek isimli rahmetli bir yazar 'Düşmanın açık bıraktığı kapılar onun istediği yere çıkar!' derken Ümmetin hep düşmanın açık bıraktığı kapılardan geçtiğini mi anlatmak istemiştir acaba...
Hem Türkiye’de hem de Arap ülkelerinde İslamcılığın büyük düşüşünün başlangıcı işte, böyle bir yanılsama ile yaşanıyor.
Genç nesil, özgürlük adına İslam’ın çözümüne değil lokal meselelerde İslam dışı hareketlerin mücadelelerine omuz veriyor. Yıllarca zulüm görmüş ve umudunu İslam’a yöneltmiş insanlar İslamcıların iktidarı ile bekledikleri selamete ulaşamayınca yüzlerini başka yönlere çeviriyorlar. İslamcılık tepe taklak giderken İslam’a güvenmeyen Müslümanlar çoğalıyor.
Bütün bunların çözümü için ihtiyacımız olan şey ‘yeni’dir.
Yeni nesil, yeni kadrolar, yeni zihinler. Ama ilk lider Hz.Muhammed’in yolu ve yöntemini izleyecek, İslam’ın tavizsiz ve devrimsel çözümlerine sarılacak, toplumun ve insanlığın zifiri karanlıktan sonra gözünü kamaştıracak, o güçlü ışığı yakan bir ‘yeni’ !
Cihad Kayaduman
cihadkayaduman{x}hotmail.com Dikkat! E-mail için {x} yerine @ işaretini yazınız.